Reklamı Geç
Sosyal Medyamız
Diyarbakır
DOLAR16.192
EURO17.4658
ALTIN965.28
Haydar Alper Eser Psychological Counselor

Haydar Alper Eser Psychological Counselor

Mail: [email protected]

Sosyal Medyamız

Dev Ji Henekan Berdin

Dev Ji Henekan Berdin

Haydar Alper Eser
Haberdiyarbakir.Org // Columnist
İletişimhaberdiyarbakir.org@msn.com

Başlıkta yazılan cümle Yazar Fırat Cewerî‘nin ‘’Çiroke Malbate Avdo’’ adlı kitabında geçen bir bölüm. Güncel kullanımının yaygınlaşması gerekiyor zira bazı durumlarda işi salt mizah ile çözümleyemeyebiliyoruz. Türkiye’de 2022-2023 öğrenim yılında müfredatta yer alacak seçmeli derslerin belirlenmesi için öğrenci ve ebeveynlerin ders tercihinde bulunması için verilen sürenin sona ermesine bir hafta kala yayınevleri, partiler, STK’lar, 6 Baro ve onlarca veliden açıklamalar, haykırışlar duyuldu.

Voice of America ve Rudaw’dan derlenen haberler ile Yükseköğrenim Kurumu Başlanlığı’nın ve Milli Eğitim Norm Kadrosu’nun verileri henüz birbiri ile uyuşmuyor. 21 Ocak tarihine kadar ortaokulların tüm kademelerinde (5, 6, 7 & 8. Sınıflarda) seçilmesi gereken ‘’Yaşayan Diller & Lehçeler’’ kategorisinde şimdilik 10 dil bulunuyor. Bu dillerin ders olarak açılma koşulu ise minimum 10 öğrencinin seçimini sağlayabilmek şehlinde MEB sayfasında not olarak eklenen madde halinde. Bahsedilen dersler sırasıyla Adığece (Kiril Alfabesine göre), Adığece (Latin Alfabesine göre), Abazaca, Kurmancca, Zazaca, Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Arnavutça olarak duyuruldu. Asıl ‘’şakayı bırakın’’ dediğim yer ise bunun kadro açılmasından, istihdamdan ziyade öğretmenin mesleki onurunu ve şahsi kimliğini ayaklar altına alan ‘’ücretli öğretmenlik’’ zırvalığını destekleyici halde lanse edilmesi.

Aynı sayfada MEB ‘’Okullarda ilgili alanda yeterli sayıda öğretmenin bulunmadığı derslerin seçilmesi hâlinde öncelikle diğer okullardan maaş/ek ders karşılığı görevlendirmeler yoluyla öğretmen temin edilecek, bunun da mümkün olmadığı hâllerde ücretli öğretmen görevlendirilmek suretiyle bu dersler açılıp okutulabilecektir’’ diyor. Açıldığı için sevinmeli miyim yoksa ücretli öğretmen sayısı artacağı için üzülmeli mi?Birçok veli seçim için görüşme yaptığında ‘’boşuna seçmeyin, zaten öğretmen yok, açılmayacak’’ sözlerini işitmiş. Edilen kavgalar bile bireysel değil. Bir taraf hak iddia eden diğer taraf ise hak iddia edemeyeceğini düşünüp şaşıran bir tutum sergiliyor. Peki bunca fakülte mezunu, alanlarda yüksek lisans yapanlar, yurtdışından (özellikle IKBY merkezli) doktora denkliği sağlayanlar nerede? Mardin Artuklu Üniversitesi, Bingöl Üniversitesi, Muş Üniversitesi yüz bin bandından öğrencileri neden almaya devam ediyor. Size hak veriyoruz. Bölüm açıyoruz, şükredin mi demek bu? Okuduktan sonra (üstelik ihtiyaç da varken) görev alamamam ya da aldığım görevden üçte bir maaş almam nasıl bir rasyonalite?

Diğer taraftan (taraftanı ayrışma unrusu değil, sözümün devamı için kullanıyorum) birçok saha çalışanı ise ders seçme sürecinde veya dersi verecek öğretmen bulma konusunda bir problem olmadığını ancak seçimler için yeterli sayıya ulaşılmadığını, insanların desteklemediğini veya desteklese dahi çocuklarına bu dersleri seçtirmediğini aktarıyor. Bugün birkaç gazeteyi kurcaladıktan sonra bunun (tıpkı bir dönem için Filistin’in Müslümanlar önünde bir sınav kâğıdı olması gibi) tüm azınlık halkları önünde bir sınav kağıdı olduğu fikri geldi aklıma. Dil sınavı, kültür sınavı, söylenen ve yapılanın aynı olup olmadığını ölçme sınavı, vicdan sınavı, samimiyet sınavı, korku sınavı, ağızdan çıkanı kulağın duymadığı sınavı ve en sonunda Keçi Burcu’nda fotoğraf paylaşmaya devam etme renkliliği sınavı!

Sanıyorum hakkın kazara verilmesinden dahi korkan birkaç milyonla yan yana yaşıyoruz. Dış tehditler zamanında o denli güce kavuşmuş ki dış tehdit çekilse bile iç tehdit kalıcı hale gelmiş. Davranışsal öğrenmenin en yabani formunu yıllarca kendi insanlarımıza uygulamış ve buradan elde ettiğimiz güçten de gurur duymuşuz. Kahrolmazsak aşk olsun bize!

Süreç hızlanıyor, herkes kendi hinterlandına göre destek vermeye çalışıyor. Onlar kadar okunmasam/tanınmasam bile beni tanıyanlar üzerinden desteklerini duyuracağım. Kürtçe bilmiyorum ancak Diyarbakır’da insanların konuştuklarının yüzde yetmiş, seksen kadarını anlıyorum diyebilirim. Burada karşımıza cahilliği içselleştiremeyen bir ‘’wella anliyam ema konuşamiyam’’ zihninden ziyade konuşulan ve adına ‘’Kürtçe’’ denilen dilin artık Kürtçe olmadığı fikri çıkabilir. Beş kelimeli bir cümlenin ikisi Türkçe, biri Arapça olunca aradaki bağlantıyı kurmak Kürtçe dışındaki bir iki dile hâkim olan insanlar için pek zor olmuyor. Belki de tam bu yüzden derslerin seçimine özen gösterilmeli. Beş kelimelik cümlenin beşini de annelerden duyulan dilde aktarabilmek ve zihni kalıba sıkıştırmadan özgürce açığa vurabilmek için. Bu noktada bende beş kelimeyi öğrenip sizlerle kardeş kardeş yaşamaya devam edebilirim. Destekleri aktardıktan sonra diğer azınlık dilleri üzerinden konuyu yorumlayalım.

CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu başta olmak üzere birçok siyasi isimden destek geldi. Diyarbakır Eğitimi İzleme ve Reform Girişimi ise Kürtçe’nin zorunlu ders olmasını istedi. Zorunluluk boyutu hala ‘’toplumu bölmek, bizi ayrıştırmak istiyorlar’’ tutumlarının ötesine geçilmedi. Bölge Barolarından istenen destek sonucunda Diyarbakır Barosu, Mardin Barosu, Batman Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu ve Van Barosu Veliler için birkaç dilde içerik hazırlayıp yönlendirici destekte bulundu. 

Bazı yayınevleri de bu konuda inisiyatif aldı. Avesta Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Keskin, yayınevi olarak Kürtçe seçmeli dersleri tercih edenler için başta çocuk ve eğitsel kitaplar olmak üzere bin kitap bağışlamayı taahhüt etti. Yazar Xalid Sadini de, Keskin’e destek vererek Peywend ve Lorya yayınlarının da iki bin kitapla kampanyaya katılacağını bildirdi. Sadini ayrıca Nûbihar Yayınları, Lis Yayınları, Sitav Yayınevi, Wardoze Yayınları, Dara Yayınları ve Na yayınevlerini de etiketleyerek, “Peki siz ne diyorsunuz?” sözleri ile çağrı yapıp destek istedi. Her şey yolunda giderse verilecek eğitimin kalitesi herkesin aklında bazı soru işaretleri barındırıyor. Bu soru işaretlerine rağmen insanlar yıllardır süren dil zenofobisini, pedagojiye de entegre ederek aşmak istiyor. Yıllardır olduğu gibi düşüncenin ortaya çıkışına dair kötücül bir şey söylemek imkânsız. Bakalım, bu minvalde yapılanlar da düşünülenler kadar derece sağlıklı olacak mı? Kendi adıma bir oluşum başlatabilir veya bir oluşumun üyesi olabilirim. Ortaokul dönemi çocuklarının okuma ve algı becerilerinin pekişmesi adına bizler de bir şeyler toplayabiliriz. Kurumsal olmayan destekler birleşince kurumsallar kadar ses getirebilir.

Açılan dillere tekrar dönüp yazının başında Fırat Cewerî‘nin ‘’dev ji hanekan berdin’’ sözünün devamına bakalım. ‘’Em tev bi kul û derd in’’ diyor yazar. Hepimizin dertli olduğunu vurguluyor. O halde olay Kürtçe kalıpları dışında da düşünülebilmeli. Bu coğrafyada iki milyondan fazla yerli Arap yaşıyor. Kuzey Mezopotamya lehçesine dair bir Arapça seçenek göremedim. Kalan bir avuç Süryani dostlarım için açılan bir Süryanice göremedim. Bu açıdan bakarsak Kürt diline dair bir zorunluluk kazanması pek rasyonel görünmüyor. Suriyeli öğrencilerin eğitim entegrasynunu düşündüğümüz kadar Mardinli, Şanlıurfalı, Antakyalı, Adıyamanlı, Siirtli öğrencilerin de Türkçe ve Kürtçe dışında bir dil konuştuğunu düşünseydik. Konuşulan Kürtçe’nin azaldığı gibi konuşulan lehçe Arapça’da azalmıyor mu? Süryanice bilen insanların parmakla gösterilmesi belediyelerin açtığı kurslarla mı bitecek? Zaten MEB bünyesine alınmama sebebi de bu bence. Belediye ve Barolar aracılığı ile dile dair itirazların önünü kesebilmek. İkinci dile yarı resmi özellikler kazandırarak soruna dair her şeyi ortadan kaldırmak.

Umuyorum iki ve daha fazla dilli insanlar bu alana gereken önemi verir. Umarım ‘’bizden büyük dilimizi yutup küçük dilimizle iletişim kurmamıza yönelik baskılar’’ bir sona kavuşur. Kendi adıma öncü olan tüm yayınevi temsilcilerine, toplum için söz hakkı olan önderlere teşekkür ediyorum. Anlatılmak istenenin ortak bir dert olduğunu biraz daha kavrayabilmemiz için sizlere Mehmet Mahsum Oral’ın yazmış olduğu ve Everest Yayınları etiketi ile raflarımıza ulaşan ‘’Barbarlarla Beklerken’’ adlı anlatıyı tavsiye ediyorum. Umuyorum tavsiyeler ile barbarlara karşı koyabiliriz. Umuyorum tavsiyelerimizi artık ‘’şiddetle’’ etmeye son veririz. Haftaya görüşene kadar anadilinizle kalın. Sizi siz yapan şeylerle kalın. İnatla kalın, selametle!

Sosyal Medyamız

Yorum Yazın

Sosyal Medyamız
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar