Reklamı Geç
site tanıtım
Reklam 2
Diyarbakır
DOLAR43.3078
EURO50.7632
ALTIN6684.3
BTC/USD89864.419
Reklam 12
Ali Şeran War And Photo Reporter

Ali Şeran War And Photo Reporter

Mail: [email protected]

Reklam 6

Şair Recep Özoğul’un Garip’ten İkinci Yeni’ye Ahmet Arif’e Yolculuğu

Şair Recep Özoğul’un Garip’ten İkinci Yeni’ye Ahmet Arif’e Yolculuğu

Ali Şeran // War And Photo Reporter
Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansı

İletişim [email protected]

Şiirin İzinde Edebiyat dediğimiz şey, çoğu zaman kendi içimizde verdiğimiz bir hesaplaşmadır. Benim için de öyle olmuştur. Şiire adım attığım ilk günlerden bugüne, kimi zaman Garip akımının yalınlığına, kimi zaman İkinci Yeni’nin derinlikli soyutluğuna kapıldım. İtiraf edeyim, bu etkilenmeler yüzünden kendime kızdığım da oldu. “Kendi sesini bulacaksın, Recep,” dedim çoğu kez. Ama edebiyat böyledir; insan bazen başkalarının gölgesinde yürüyerek kendi yolunu aydınlatır.

Garipçiler... Orhan Veli ve arkadaşları şiiri sokağa indirdiler, gündelik hayatın en basit ayrıntılarını şiir diye önümüze koydular. O yalın dil, o samimi yaklaşım beni yıllarca etkiledi. Bazen bir şiir yazarken ben de o dili aradım. Ancak bir süre sonra fark ettim ki, bu akımın en büyük handikabı, sıradanlığı neredeyse kutsallaştırmasıydı. Basitlik, yerinde durmadığında, bir süre sonra kabalığa dönüyor. Şiir, sadece sıradanın kaydı olamaz; onun ötesinde bir titreşim yaratmalı.

İkinci Yeni’ye gelince… Ah, işte orada daha derin bir hesaplaşma yaşarım. Cemal Süreya’nın sözüne, Edip Cansever’in yalnızlıklarına sık sık sığınırım. Şiirin çok anlamlılığı, çağrışım gücü, imgelerin büyüsü beni sarar. Ama şunu da gördüm: Bu akım da bazen öyle bir kapalı dile sapar ki, okurun eli kolu bağlanır. Şiir, bir anlaşılmazlık gösterisi değildir. Bir kapıyı aralayıp içeriye davet etmesi gerekirken, çoğu zaman okuru kapının dışında bırakır.

Kendi yolumda yürürken iki akımın da izini taşıdım. Bazen Garip’ten öğrendiğim yalınlıkla yazdım, bazen İkinci Yeni’den ödünç aldığım imgelerle. Ama ne zaman fazla etkilendiğimi fark etsem, kendime kızdım. Çünkü biliyorum ki şairin en büyük görevi kendi sesini bulmaktır. Taklit, ne kadar ustaca olursa olsun, sonunda insanı kendi gölgesine mahkûm eder.

Bugün dönüp baktığımda, Garipçilerin samimiyetini, İkinci Yeni’nin derinliğini alıp kendi yoluma katmaya çalışıyorum. Ne sadece basitlik, ne de sadece kapalılık… Belki de şiir, tam da bu ikisinin arasında, insanın içini aydınlatan bir yerde saklıdır.

Ve unutmadan: Toplumcu gerçekçiler… Onların şiiri ise bambaşka bir damar açtı edebiyatımızda. Halkın sesi oldular, sözü kitlelerin yüreğine taşıdılar. Ahmet Arif bu damarın en gür sesidir. Onun şiiri, hem bir ağıt hem bir direniştir. “Hasretinden Prangalar Eskittim” yalnızca bir şiir kitabı değil, bir milletin acısını, özlemini, umudunu taşıyan bir manifestodur. Ahmet Arif’in dizelerinde Anadolu’nun taş kokusu, insanının alın teri ve başkaldırısı vardır. Onun şiiri bize şunu hatırlatır: Şiir, sadece bireyin iç sesi değil, toplumun da yürek çarpıntısıdır. Ve ben, şair Recep Özoğul, bütün bu akımların arasında kendi yolumu ararken, Ahmet Arif’in sesindeki o içtenliği, o kararlılığı kendime pusula yapıyorum. Çünkü şiir, ne kadar bireysel olsa da, en sonunda insana ve insana dair umuda çıkmalı.

 

Yorum Yazın

Reklam 11
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar