Reklamı Geç
Sosyal Medyamız
Diyarbakır
DOLAR16.192
EURO17.4658
ALTIN965.28
Fatma Su

Fatma Su

Mail: [email protected]

Sosyal Medyamız

İstanbul'a Özür

İstanbul'a Özür

Bugün yine yazasım geldi ve gömüldüm defterimin başına. Aldım elime sarı kurşun kalemimi ve niyet ettim yazmaya. 2 saat geçti ve yaktığım mum yarıya geldi. Dinlediğim fon müziğini bilmem kaç defa sardım başa. Sıkıntıyı kalemde buldum, aldım elime açacağı, açtım kalemin ucu iğne gibi keskin olana dek. Bazen içimden geçenleri öyle hissediyorum. Oysa Meryem "yazıların çok ılımlı" demişti. Bunu bana ilk söylediği gün kendi yazılarımı bu bakış açısıyla okumuştum. Bana da ılımlı gelmişti. O güne dek hiç farketmemiştim.

2 saati aşmak üzereyim. Düşündüklerimi yazıya dökmeden bu masadan kalkmak boşa geçmiş zaman hissini uyandıracaktı bende. Boşa geçen zaman demişken aklıma İstanbul geldi. Şimdi orada olsaydım bu deftere bu kaleme bu muma 2 saat böyle boş boş bakacak zamanı bulabilir miydim? Bu fon müziğini defalarca başa sarıp dinleme sabrım olur muydu? Sanırım tayinimi istemekle hayatımın en olumlu kararını verdim. Konu İstanbul olunca aklıma yazmalık çok şey geldi. Mesela az önce değindiğim zaman ayırma mevzusu. Ben bu yaşıma dek hiç bir zaman İstanbul'da geçirdiğim o bir yıllık kısa süre kadar koşturmak ve hep bir şeylere yetişmek zorundaymışım gibi hissetmedim. Bilenler bilir başta trafiği olmak üzere kocaman bir şehir olması ve gidilecek her yerin birbirine dünyalar kadar uzak oluşu beni olumsuz etkiliyordu. Dünyalar demişken gerçekten birbirinden bağımsız dünyalar vardı İstanbul'da. Hem insan olarak hem de mekan. O koca dünyaların arasında her gün kendi dünyamı bulmak için koştururken buluyordum kendimi ve yine bulamadan yumuyordum gözlerimi yeni güne güneş doğmadan doğmak için.

Değil masa başında 1 saat bir şey yazmak bir insan bile 15 dakikadan fazla odaklanıp tam anlamıyla dinleyip kendimi anlatamadım. Hep bir an önce o masadan kalkıp halletmem gerekenler vardı. İstanbul beni yalnızlaştırdı. İstanbul beni yalnızlığa alıştırdı. Her şehir her insana aynı duyguyu vermez bilirim ama ben orada kendimi kendime ve sevdiklerime yetersiz hissetmeye baslamıştım. Öyle ki hızlı yaşama alışkanlığım işten izinli olduğum günlere bile tesir ediyordu. Acele edip bir yerlere varmam gerektiği hissi annemi aramaktan dahi alıkoyuyordu beni. Hobilerimde basite kaçıyorum ve istiyordum ki 4 saatlik çizimin 15 dakikalık olanı olsun. Kolaya kaçıyordum. "Nereye bu koşturmanın sonu" diye sorulsa verecek cevabım yoktu. Gözüme kestirdiğim hedefim , amacım meçhuldü. Ama herkeste koşuyordu işte. Bu durum otomatikmen beni de ekliyordu.

Bir keresinde Eminönü'nde 5 dakika oturup vapurları izlediğim için kendimi suçlu hissetmiş birden ayağa kalkıp Gülhaneyi ve hatta Beyazıt ve Laleli durağını geçip Aksaray'da soluklanıp Pazartekke durağına dek hızlı adımlarla yürüyerek evime gitmiştim. O gün çok kişiyle omuz omuza çarpışmıştım ve biri dahi özür dilemeye tenezzül etmemişti. Oysa ben her çarpışmada ardından bakıp göz kontağı kurup çarptığım için üzgün olduğumu yüz ifademle belirtmek istiyorken bir sonra ki acımasızca diğer omzuma çarpıp geçiyordu. Çarpışan arabalar gibiydik Luna parkta. O da öyle amaçsız hız ve şiddetli çarpma hedefliydi. Üstelik çarpışınca zevk veren ve paramızı alan bir oyun. Birilerinin üzerine arabayı hızlı sürüp basının direksiyona çarpmasından büyük haz duyuyoruz. O çığlık attıkça bir daha daha uzağa gidip daha hızlı çarpmaya odaklanıyoruz ve bu durum ağzımızı yırtarcasına bizi güldürüyor, mutlu ediyor. Bir gün Aksaray durağı civarında gül satan teyzeleri izlemeye dalmışken koşturan bir genç gözüme sert bir darbe indirmişti. Yine de devam etmişti aynı hızla yoluna. Kimseler görmemişti. Zaten orada normal bir şeydi ve zaten kimsenin kimseye ayıracak zamanı yoktu. Ardından yalnızca, Heyyyy, çocuk...Demekle kaldım. Kalabalığa karışıp gözden kaybolmuştu çoktan. Demem o ki şimdi bu masaya ayırdığım zamanı ordayken ayıramazdım. Bir sonra gideceğim yeri hava kararmadan halletmem gereken işi düşünüyor olacaktım. En önemlisi ne hissettiğime asla odaklanamıyacak böyle sakin ve sabırlı yavaş adımlarla hereket edemeyecektim. Ben bu hayatın en çok dingin ve dengede olabildiğim yönünü sevdim. Özür dilerim koca ve kalabalık İstanbul. Sende kendimi bulamadım ve belki tam olan parçalarımı da kaybettim.

Fatma Su // Balıkesir
Haberdiyarbakir.Org
// Columnist
İletişimhaberdiyarbakir.org@msn.com
12. 02. 2022

Sosyal Medyamız

Makale Yorumları

Yorum Yazın

Sosyal Medyamız
Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar