Diyarbakır
DOLAR8.1265
EURO9.7916
ALTIN461.65
Haydar Alper Eser / Psikolojik Danışman

Haydar Alper Eser / Psikolojik Danışman

Mail: haydarae@haberdiyarbakir.org

İnsan Sirki

İnsan Sirki

Haydar Alper Eser
Haberdiyarbakir.Org 
Köşe Yazarı / Columnist

İletişim haberdiyarbakir.org@msn.com

Selâmlarım, kucaklarım seni Ne demeli bilmem,Nerden başlamalı, nasıl bitirmeli, Geçip giderken durmadan günler?İki şeyim var burada benim, sürgünde:İçine kuru ekmek koyduğum bir çantaVe ara sıra içimi döktüğüm,Kinimi tükürdüğüm bir defter.Nerden başlamalı Söylenmiş sözlere, söylenecek sözlere? Çekilenler bir kucaklaşmayla unutulacak mı?Çekilenler unutulacak mı bir el sıkışmayla?Sürgün dönecek mi evine?Göklerden yağmur yağdıracak mı?Tüyler çıkartacak mı yeniden Kaybolmuş kuşun kanatlarında, ezilmiş kuşun?Nerden başlamalı?Selâmlarım, kucaklarım seni.

Diye başlıyor şiirine müzmin - merhum – müstesna ve ‘m’ harfi ile başlayan sıfatların neredeyse tüm güzellerini hak eden Derviş. ‘Sürgünden Mektup’ şiirinin ismi, bulursanız muhakkak okuyun derim. Sürgünden yazdığımı düşünüyorum onun gibi. Kendi evimdeyim, kendi şehrimdeyim ancak son 15 günü özetlemem gerekirse sizleri Mars için bir hayatın olduğuna ve orada yaşayan tek nüfuslu bir köyde oturduğuma inandırabilirim. Kendi hayatım için iş, aş ve eş gibi tüm iki harflilerin yaşayışının oldukça iğrenç geçtiğine inanıyor, ülke gündemine bakınca kendi hayatımdaki iğrençlikleri erteliyorum.

15 gün içerisindeki sayılı iyi haberlerden biri ise bir önceki yazım olan ‘Ya Hoşlukla Ya Da Tostla!’ başlıklı yazımın 4000’e yakın fazla sayfa ziyareti alması oldu. Her yazı için olmasa da ilki için müteşekkirim. Yorumlarda ise ‘iyi ki döndün ve yazmaya yeniden başladın dostum’ diyenler ile ‘ulan defolup gitmişti bu, nereden çıktı yine başımıza’ diyenler denk sayılır. İki gruba da selam olsun, var olsunlar. Sanata, iyiliğe, güzelliğe inanıp içtikleri sigaraların uç kısımlarına papatyalar bağlayan, birbirlerinin kelimelerini eleştiren, birbirlerinin vicdanlarını eleştiren, birbirlerinin insanlıklarını hikâyeleştiren ve edebiyatın yeni neferleri olma yolunda koşarken edebiyatı belli bir grup içerisinde eritmeye çalışan insanların aydın sayıldığı mahallelerde, tepki çekmem oldukça makul! (‘m’ harfi ile başlayan sıfatları dilerseniz not alabilir, kelime dağ’ağacınıza asabilirsiniz.)

Gündemle ilgili bir şeyler yazmak istemiyorum. Yazı oldukça uzayacaktır. Hepimiz dünyayı kurtarma girişimlerinde bulunduğumuz için ise uzadıkça okunmayacaktır. Ülkem,yine bildiğiniz gibi.İnsanların insanları ziyaret ettiği bir sirk sayılabilir. Mizahını yapmaya çalışmaktan çene kaslarımıza ağrılar saplandığı ‘pudra şekeri müslümanları’ Peyas Mahallesi’nin bir haftalık mutfak masrafını burnunun derinlerine çekiyor. Aynı mahallenin çocuğunun henüz adını söyleyemediği markalı arabasında yaptığı bu ‘halk uyarıcısı’ ağamızın burnundan da gelmiyor. Kızmıyorum, yarasın paşama! Allah kabul etsin! Azdır yaptığı, kurbanı olsun satışa çıkardığı arabalar, çektiği dördüncü beyazlar. (Başımıza ne gelirse hak ettiğimizi düşünüyor ve varoluşsal bağlam dışında kendimi cezalandırıyorum.) Zira 2013 sonrasında (haydi Diyarbakır için 3 yıl da benden olsun söyle 2016) nasıl tepki vereceğimizi unuttuk, unutturdular, unutturuldu diye biliyorum. Caceylicalacula da ‘unut gitsin’ cap cup!

Bir diğer konu ise artan kadın ölümleri sanırım. Şiddet eğilimlerinin toplum içerisinde somut davranışlara bürünme hali. Yaptırımın olmaması, tecavüzün yarım kalmasından dolayı uygulanan seri sonu indirimler, başında fes ile ferman kovalayan padişah sünepeleri, dili ile cahiliye devrini eleştirmesine rağmen beyin kıvrımlarında müşriklerle sofra kuran bıyık fetişistleri, 10 yıl önce ‘yanlışlıkla’ yapılan doğrudan 10 yıl sonra ‘yanlılıkla’ dönülmesi, kadının bir kelime olarak dahi tanımının erkek denilen varlığı anmadan yapılmaması gibi onlarca neden sayılabilir bu sayıların artışı için.

Söylediğim her şeyin boşa çıkacağını biliyor ve sadece yakın çevreme daha da dikkat ederek basit bir önlem almaya çalışıyorum. Elim, kolum uzansa tek bir kişi ile de çözülebilir bu olay aslında; ancak çember gittikçe daralıyor. Geriye henüz almadıkları bir canımız kalıyor. Onu da açtıkları banka hesaplarına yatırmamak için direniyoruz. Gerçi bu konuda da haklılar, nasıl kaldıracaklar yoksa ayağa, memleketin en anlamsız yerlerinde ‘Merkez Camii’ müslümanlığını?

Marketten çıkan insanlarımın uzun uzun faturaları incelediği, kasada bir yanlış olma ihtimaline karşın kuruş kuruş telefonlarının hesap makinelerini kurcaladığı, böylelikle matematiğinin gelişmesine katkı sağlandığı, yarın bir gün ‘market giderini hesaplarken gelişen matematiksel işlem yeteneği vergisi’ benzeri bir türün ortaya çıkmasına ramak kaldığı ülkemiz için söylenecek çok şey var(dı). İnsaf beklediğimiz insanlar kendileri için o bürokratik meslekleri dışında ‘resmi tefecilik’ sanatıyla da tanınıyorlar.Birçok insanın ‘henüz’ diye başladığı ve ardından ’22 yaşındasın’ dediği tabirden güç bulup hakkımı helal etmiyorum. Birçok akranım gibi bu ülkeden alınacak bir ‘gençlik borcum’ olduğunu düşünüyorum. Elimdeki kurşun (kalem) ile zırhlı araçlarını da delemiyor, sesimi o kalın camlarının ardına geçiremiyor, buzlu viskilerini boğazlarına dizemiyorum. Bu benim acizliğim olsun, belki bazı şeyler de onların ayıbı olur!Şiir ile başladığım şu kısa yazıya şiir ile veda edeceğim. Bunun bir benzerini kendi yaşamıma dâhil etmenin de derdindeyim. Şiir ile başlamadığım bu hayattan şiir ile göçebilme derdi gibi. Başlangıçta verdiğim şiirin arasındaki cümlelere kendi yazımı ekleyip bir son dokunuş yapacağım. ‘Niyedir’ diye soracağım sizlere:Söyle canım:Nedir günahımız?Bir kez yaşarken ölüyoruz.Bir de ölüm esnasında! Söyle canım: Niyedir İki Kez Ölmek? Belki birçoğumuzun hayatı için ikiden daha fazla sayılabilir bu hadise. Gelin, bir başka yazıya kadar ‘sayısı yerine sebebi’ üzerine eğilelim. Henüz yasaklanmadığı için ise düşünmeye devam edelim. ‘Alla icirmınakbar,maesselame!’

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar