Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Ve Çok Merak Edilenler

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Ve Çok Merak Edilenler
Abone ol
Mehmet Furkan Dikici İle Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Ve Çok Merak Edilenler Yaptığımız Özel Röportaj
Reklam 4

Haber Muhabiri Ali Şeran
Resmi Kaynak Cihan Butak  Özel Röportaj Haberi

Dostlar sizlere bu hafta ki yazım da hani bazı çocukların babalarıyla ilk yaptığı şeyler olup çocukların büyüyüp saçlarına aklar düşünce bile kendinden sonra gelen çocuklarına anlattığı ve ilk gün ki mutlulukla yaptığı bir şey vardır ya ondan bahsedeceğim herkesin hikayesi farklı olsa da. Bundan yıllar önce ‘’yağmurcu’’adlı oyunu Babam, Amcam kuzenim ve ben Diyarbakır Devlet Tiyatrosunda güneşli bir havada salona girip sıcaktan şikayet ederek izlemiştik. 

Oyunun konusunu kısaca anlatacak olursam; Bir kasaba yağmura hasret kuraklık almış başını gidiyor. Kasabanın şerifi türlü yollar aramakta çözüm için. Kasabaya gelen borçlularından kaçan bir dolandırıcı Şerifin kızına aşık olur ve Kasabada kalmaya karar verir. Kulak kesildiği konu kuraklık olunca kendine Yağmurcu sıfatını verir. Ne hikmetse o geldikten kısa bir süre sonra kasabaya yağmur yağar. Türü bakımından ‘’Yağmurcu’’ Trajik Komedya olsa da aslında kara mizahın ta kendisiydi. Şerifin kızıyla evlenir ve aldığı sıfatla kasabada ikamet eder. Konusu bakımından akar gider iki perde oyun.

Ve oyun bitince Diyarbakır"da şiddetli bir yağmur yağar aylardan mart...Çıkış kapısında herkes hayretler içindeydi ve biz tanık olduğumuz bu yağmura o gün Yağmurcunun gelişi demiştik. Kurak falanda değildi memleket O günü yıllar yıllar geçse de asla unutamadık.

Hal böyleyken her oyuna artık gitmeye başladık. Tiyatro bizim için özel anlam ve mana dolu bir his oldu. Halende ilk gün ki aşkla gidilir oyunlara... İzzettin Biçer ve Ahmet Dayanoğlu ile daha çocukken oyun izlemek ışık odasına girmek sahneyi görmek başlı başına bir hikaye olsa da bugün günlerden Tanışmaktan ve sorularımı bütün samimiyeti ile cevaplayan büyük haz aldığım kıymetli oyuncu Mehmet Furkan Dikici. Halkın büyük sempatisini kazanan  gerek karakteri gerek  oyunlarda ki performansı ve örnek oluşu ile

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu Oyuncusu Mehmet Furkan Dikici’den bahsedeceğim. Bütün oyunculara buradan selamlarımızı göndererek hepsini ayrı ayrı çok sevdiğimizi söyleyerek elbette. Her biri kıymetli her biri ayrı bir değer. Karşılıklı hoş sohbet edasında kendisine dair sorduğum bütün sorulara tüm samimiyeti ile cevap verdiği için kendisine çok teşekkür ederim şahsım ve Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansı adına...

Mehmet Furkan Dikici Kimdir? Ve Neden Oyunculuk? 1997 yılında Erzurum’da, askeriye emeklisi bir babanın ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Üç ablam var; ailenin en küçük ve tek erkek çocuğuyum. Küçük yaşlardan itibaren enstrümanlara olan ilgim ailem tarafından fark edildi. 13–14 yaşlarımda gitar çalmaya başladım. O dönemlerde yoğun bir şekilde şiir yazıyor, sanatın farklı alanlarına ilgi duyuyordum. İyi bir lisede eğitim aldım ve lise birinci sınıfta “Mikrofoni” adını verdiğimiz müzik grubumuzu kurduk. Bu süreçte sanatla daha da iç içe bir hayatım oldu.

Tiyatroya olan ilgim ise çok daha küçük yaşlara dayanıyor. Ailem beni sık sık Erzurum Devlet Tiyatrosu’nun oyunlarına götürürdü. O sahnenin büyüsü, zamanla içimde kalıcı bir tutkuya dönüştü. Lise son sınıfta, 17 yaşındayken konservatuvar sınavına girdim ve yetenek sınavını dereceyle kazanarak oyunculuk bölümüne yerleştim. Dört yıl süren eğitimin ardından 21 yaşında mezun oldum. Mezuniyetimden hemen sonra Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’na atandım.

Diyarbakır, benim için başlangıçta yabancı ve bilinmez bir yerdi. Daha önce hiç gitmemiştim ve açıkçası bazı önyargılarım vardı. Ancak oraya gittikten sonra düşüncelerim tamamen değişti. İlk olarak “Amak-ı Hayal” ve “Karar” adlı oyunlarda sahne aldım. Ardından da birçok güzel oyunun parçası olmaya devam ettim. Sanatla başlayan yolculuğum, bugün hâlâ aynı heyecan ve tutkuyla sürüyor.

Sizi Merak Edenlere Aldığınız Eğitimlerden Bahseder Misiniz? Eğitim hayatıma konservatuvarın ardından da devam ettim. Oyunculuk bölümünden mezun olduktan hemen sonra müzikal tiyatro üzerine yüksek lisans yaptım. Bu süreçte, değerli Haldun Dormen’in mentörlüğünde çalışma fırsatı buldum. Kendisine minnettarım. Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın. Şu anda lisansüstü mezunu ve aynı zamanda devlet sanatçısı olarak kariyerime devam ediyorum.

Oyunculuğa İlgi Ve Yeteneğin Nasıl Ortaya Çıktı, Seni Sahneye Götüren Yolculuktan Bahsedebilir Misin? Çocukluğumdan beri Devlet Tiyatrosu oyunlarını izleyen bir ailenin içinde büyüdüm. Tiyatroya çok sık giderdim. Lise yıllarında bir gün, ilk kez tek başıma bir yetişkin oyununa gitmeye karar verdim. Ailem yanımda değildi. Oyun, “Çıkmaz Sokak Çocukları”ydı. Benim için gerçek bir dönüm noktası oldu.

“Çıkmaz Sokak Çocukları”nı izledikten sonra hissettiğim duyguyu, dünyada hiçbir yerde ve hiçbir şekilde hissedemeyeceğimi anladım. Sahnede var olmanın gücü ve o yadsınamaz istek, içimde çok güçlü bir karşılık buldu. İşte o andan itibaren, bu duyguyu hayatımın merkezine koymanın ve sahneyle bağımı kalıcı hâle getirmenin yollarını aramaya başladım. Sahneye olan yolculuğumun asıl başlangıcı da o gün oldu, diyebilirim.

Türlü Türlü Karakteri Canlandırmak Sosyal Hayatınızda Size Neler Kattı? Türlü türlü karakterleri canlandırmanın hem avantajları hem de dezavantajları var. Örneğin “Sanat” oyununda Mark’ı oynuyorsunuz; 1990’larda Fransa’da geçen bir hikâye, Fransız bir beyefendi, bambaşka bir sosyal statü, farklı bir ülke ve kültür… Aynı yıl içinde ise Cahit Sıtkı Tarancı’yı canlandırıyorum. Diyarbakır doğumlu, 1910 doğumlu bir şair… Aralarında dönemsel, kültürel ve toplumsal açıdan çok büyük farklar var. Daha da çarpıcı bir örnek vereyim: “Kuru Gürültü”. 1400–1500’lü yıllarda İtalya’da geçen, William Shakespeare’in kaleme aldığı bir oyun. Orada Claudio adında bir askeri oynuyorum; oyunun başkarakterlerinden biri. Elbette ki çok farklı bir dönem, çok farklı bir kültür ve zihniyet dünyası…

Benzer şekilde “Uzun Harmanlarda Bir Davetsiz Misafir” oyunundaki Musa karakteri de apayrı bir sosyal statüye ve psikolojik yapıya sahip. “Karar” oyunundaki avukat ise Alman, döneminin en genç ve en başarılı hukukçularından biri; son derece ukala, güçlü bir ego yapısına ve bambaşka bir kültürel arka plana sahip. Bu kadar farklı karakterleri oynamak, insana dair çok çeşitli pencereler açıyor. O insanların yaşantılarını sahneye taşımak, güçlü bir empati yeteneği kazandırıyor. Hayattaki sosyal farklılıkların, statülerin ve sınıfsal ayrımların ne kadar belirgin olduğunu daha net görmeye başlıyorsunuz. Bir anlamda insan sarrafı oluyorsunuz, diyebilirim.

Yaşadığın En Değişik Sahne Deneyimini Biraz Anlatır Mısın? Yaşadığım en garip olaylardan biri, “Sanat” oyununu sahnelediğimiz bir turne sırasında oldu. Yozgat’taydık. Oyun devam ederken, bir anda yaşlı bir amca ayağa kalktı ve yüksek sesle, “Gardaş, ben gidiyom. Allah’a emanet olun. Hayırlı akşamlar. Sağ olun, iyi ki geldiniz,” dedi. Ardından da ağır ağır yürüyerek salondan çıktı. O an sahnede ve salonda tam anlamıyla bir kahkaha tufanı koptu. Seyirciyle birlikte dakikalarca güldüğümüzü hatırlıyorum. Tiyatronun canlı ve öngörülemez doğasına dair unutamadığım anılardan biri olarak hafızamda yer etti.

Diyarbakırda Kaçıncı Yılınız? 2019 Ağustos’ta Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’na geldim. O günden bu yana Diyarbakır Devlet Tiyatrosu oyuncusuyum. Yaklaşık altı yıl, yedi sezonu burada geride bıraktım. Yani epey zaman oldu ve Diyarbakır’ı gerçekten çok seviyorum. Diyarbakır’a ilk geldiğimde her şey bana yabancıydı. Henüz çok gençtim; ne yapacağımı tam olarak bilemiyor, ilk kez ailemden ayrı ve yalnız bir hayat kurmanın endişesini yaşıyordum. Yeni bir şehir, yeni bir düzen, bambaşka bir sorumluluk…

Elbette zorlandığım zamanlar oldu. Ama çok şükür, zamanla hepsinin üstesinden geldim. Diyarbakır’a alıştım; hatta burası hayatımın büyük bir parçası hâline geldi. Yirmili yaşlarımın başında buraya geldim, şimdi neredeyse 30 yaşındayım. Hayatımın en önemli ve en şekillendirici yılları bu şehirde geçti.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosunda Oynadığınız Oyun Ve Karakterlerden Biraz Bahseder Misiniz? İlk sezonumda dört farklı oyunda görev aldım.  “Amak-ı Hayal”de dansçı olarak sahneye çıktım.  Ardından “Karar” oyununda Avukat karakterini canlandırdım.Daha sonra “Kostümlü Rüzgâr”da Kostümlü Piyanist Lamba rolünü üstlendim.  Aynı sezon içerisinde “Pal Sokağı Çocukları”nda ise Çele karakterini oynadım. İkinci sezonumuzda “Başroldeki Kadınlar” oyununda Leo Clark karakterine hayat verdim. Devamında “Küçük Nasreddin”de eşeği oynadım.

“Sığıntılar” oyununda ise reji yardımcısı olarak görev aldım. Bir sonraki yıl “Gün Eksilmesin Penceremden” oyununda Cahit Sıtkı Tarancı’yı canlandırdım.  Ardından Arnold Wesker’ın klasik eseri “Mutfak”ta Michael karakterine hayat verdim.Sonraki sezonda “Sanat” oyununda Mark karakterini oynadım. Devamında “Çorap Gonzo” da Gonzo rolünü üstlendim.

“Uzun Harmanlarda Bir Davetsiz Misafir” de Musa karakterini, William Shakespeare’in “Kuru Gürültü” oyununda ise Claudio’yu canlandırdım. En son olarak “Otobüs” oyununda Genç Âşık karakteriyle sahnedeydim. Umarım Devlet Tiyatrosu’nda yer aldığım oyunlardan herhangi birini atlamamışımdır. Düşündüğümde aklıma başka bir yapım gelmiyor; sanırım sahne yolculuğumun özeti şimdilik bu kadar.

T.C Kültür Ve Turizm Bakanlığı Tarafından Son Yıllarda Daha Da Kapsamlı Düzenlenen Diyarbakır Kültür Yolu Festivali’nin Tiyatro Ayağındaki Görüş Ve Düşüncelerini Öğrenebilir Miyiz? Kültür Yolu Festivali, Türkiye çapında oldukça büyük ve kapsamlı bir organizasyon. Böyle bir festivalin düzenlenmesi bizler için son derece kıymetli. Lütfen bunu siyasi ya da politik bir söylem olarak algılamayın. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaptığı doğru bir işi desteklemek, bir taraf olmak anlamına gelmez.

Özellikle “taşra” diyebileceğimiz şehirler için bu festival büyük bir fırsat. Taşra derken yalnızca Batman’ı kastetmiyorum; Muğla’yı, Manisa’yı, Kütahya’yı da kastediyorum. Muğla bizim için adeta cennet gibi bir yer olabilir; ancak orada yaşayanlar bilir ki kültürel etkinlik çeşitliliği her zaman yeterli değildir. Benzer şekilde pek çok şehirde kültürel hareketlilik sınırlı kalabiliyor. Geçtiğimiz aylarda Mardin’de de düzenlenen Kültür Yolu Festivali’nin bu şehirlere ulaşması büyük bir artı, çok önemli ve doğru bir adım. Festival kapsamında pek çok sanatçı geliyor; tiyatro sanatçıları, müzisyenler ve farklı disiplinlerden isimler… Çok sayıda etkinlik ve aktivite düzenleniyor. Gerçekten dolu dolu bir program hazırlanıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Diyarbakır ayağından da özellikle söz etmek isterim. Diyarbakır etabı oldukça kapsamlı ve nitelikli geçiyor. Ben de işin içinde olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki organizasyon son derece profesyonel yürütülüyor. Ayrıca Devlet Tiyatroları’nın kendi bünyesinde düzenlediği Yerli Oyunlar Festivali var. Bu festival, Kültür Yolu’ndan bağımsız olarak zaten 15 gün sürüyor. Kültür Yolu Festivali ile birleştiğinde ise ortaya neredeyse bir ay süren, adeta bir sanat şöleni çıkıyor. Bu nedenle bu organizasyonu çok doğru buluyorum. Elbette daha da zenginleştirilmeli. Sosyal devlet, kültür ve sanata daha fazla yatırım yapmalı. Yapıyor; ancak daha fazlasını da yapmalı.

Sizi Tanıyan Biri Olarak Çeşitli Enstrümanlar Çaldığınızı Ve Sesinizin Çok Güzel Olduğunu Biliyorum. Müzik Zaten Tiyatronun Kalbi Bence. Bununla İlgili Söylemek İstedikleriniz Var Mı? Evet, çok farklı enstrümanlar çalıyorum. İlk enstrümanımla 12–13 yaşlarında tanıştım; akustik gitar çalmaya başladım. Ardından piyano eğitimi aldım. Piyano sürecinden sonra enstrümanlarla ve notalarla olan ilişkim iyice güçlendi, derinleşti diyebilirim. Şu anda da aktif olarak birçok enstrüman çalıyorum; elbette hepsi temel düzeyde. Ancak en çok sevdiğim enstrüman galiba saksafon. Saksafonun tınısını ve ifade gücünü gerçekten çok seviyorum.

Müzik yalnızca tiyatronun değil, ruhun da gıdasıdır. Aynı zamanda tiyatronun vazgeçilmez bir parçasıdır. Konservatuvarda bize tiyatro için “sanatların birleşimi” denirdi. Çünkü tiyatronun içinde her şey vardır: plastik sanatlar, müzik, dans, görsel sanatlar… Hepsi bir aradadır. Bu yüzden tiyatro bileşik bir sanattır ve müzik de bu bütünün çok güçlü bir unsurudur. Hatta kulağı iyi duymayan birinden oyuncu olmaz, diyebilirim. Çünkü konservatuvar yetenek sınavlarında ciddi bir müzik değerlendirmesinden geçeriz. Eğitim sürecinde de yoğun bir müzik eğitimi alırız. Aslında her oyuncu, az ya da çok, temel bir müzik altyapısına sahiptir. Tiyatro Canlılığı Olan Bir Sanat, Oyun Esnasında Salondaki En Ufak Aksaklıktan Dahi Etkilenebilirsin.

Hata Yapmamak İçin Nasıl Çalışıyorsunuz, Oyun Esnasında Yaşadığın Bir Aksilik Var Mı Bizimle Paylaşabileceğiniz? Oyun sırasında aksilik yaşamak, aslında tiyatronun doğasında vardır. Hatta çoğu zaman bir aksilik olmazsa şaşırırız. Çünkü tiyatro canlı bir sanattır; dolayısıyla beklenmedik durumların yaşanması, yaşanmamasından daha olasıdır. Biz zaten eğitimimizi, salondaki en ufak bir aksaklıktan dahi etkilenmeden oyuna devam edebilmek üzerine alırız. Örneğin bir seyircinin öksürük krizine girmesi son derece olağandır. Sonuçta salonda 400 kişi vardır ve bu 400 kişiden herhangi birinin öksürmesi ya da hapşırması gayet mümkündür.

Sahnede teknik ekibin yaşadığı küçük bir aksaklık da olabilir. Bir aksesuarın ya da dekorun o an yerinde olmaması, yanlış bir eşyanın sahnede bulunması son derece normaldir. Çünkü o düzeni kuranlar da insandır; dalgınlık olabilir. Aynı durum oyuncular için de geçerlidir. Bir oyuncu repliğini unutabilir, “track” yiyebilir (yani bir an takılıp kalabilir) ya da yapmak istediği eylemi arzuladığı gibi gerçekleştiremediği için zihinsel olarak oraya takılıp oyunun devamında tökezleyebilir. Bir anda ışık patlayabilir, elektrik kesilebilir… Sayısız ihtimal vardır. Ve bunların hemen hepsi, neredeyse her oyunda bir şekilde başımıza gelir.

Biz ise bu tür aksaklıkları mümkün olduğunca lehimize çevirmeye çalışırız. Özellikle oyun açık biçimdeyse, yani seyirciyi de işin içine katan bir yapım ise, bu tür anlar avantaja dönüşebilir. Hatta bazen bir seyircinin telefonunun çalması için içimden “Keşke birinin telefonu çalsa,” dediğim olur. Çünkü oyun buna uygunsa, oyunu bir an durdurur ve “Bir dakika, bakalım kim arıyormuş, açsın da öğrenelim,” diye doğaçlama bir replikle durumu sahnenin parçası hâline getiririm. Seyirci de buna katılır; birlikte güleriz. Üstelik o izleyici de bir daha telefonunu sessize almayı unutmaz. İşte tiyatronun büyüsü tam olarak burada başlar: Her an her şey olabilir ve siz o anı sanata dönüştürmekle yükümlüsünüz.

Geleceğe Dair Hayallerin De Tiyatro İle İlgili Neler Var, Yönetmenlik Veya Yazarlık Düşünüyor Musunuz? Rejisini Yaptığınız Oyunlar Hakkında Bilgi Verir Misiniz? Geleceğe dair tiyatro hayallerim daha çok kendi tiyatromu kurmak üzerineydi. Çok şükür, bunu bir ölçüde başardık. Birkaç arkadaşımla birlikte Bramt Performans’ı kurduk. Bundan sonraki en büyük hedeflerimizden biri, kendi sahnemizi oluşturmak; gerçek, bağımsız bir sahne kurarak bu yapıyı daha da büyütmek. Umarım ileride bunu da hayata geçirebiliriz.

Yönetmenlik şu an için düşünmüyorum. Belki çok ileride, oyunculuğu artık yapamayacağım bir yaşa geldiğimi hissedersem — ki bizde öyle bir yaş var mı, ondan da emin değilim — o zaman değerlendirebilirim. Yazarlık ise şu an için planlarım arasında yok. Ben oyunculuk mezunuyum. Ablam yazarlık mezunu; o alanda aile içinde bayrağı o taşıyor diyebilirim.

Kurucusu Ve Aynı Zamanda Oyunlarında Yer Aldığınız Bramt Performans Hakkında Bilgi Verir Misiniz?Buradan Röportajımızı Okuyup Sizi Köşemizde Tanıyanlar İçin Bramt Performans Oyunları İçin Sergilediğiniz ‘Bir Garip Müzikhâl’ Hakkında Neler Söylemek İstersin? Son olarak biraz da Bramt Performans’tan bahsetmek isterim. Bu, benim çocukluk hayalimdi: Kendi tiyatromu kurmak. Özellikle değerli Haldun Dormen ile iletişimimiz arttıkça ona daha da hayranlık duymaya başladım. Tiyatroya bakış açısı, sanatsal vizyonu ve istediğini üretme özgürlüğü beni çok etkiledi. Bu ilhamla, arkadaşlarımla birlikte Bramt Performans’ı kurduk.

Şu an repertuvarımızda iki yetişkin, iki de çocuk oyunumuz var. Çocuk oyunlarımızı okullarda; kolejlerde ve devlet okullarında sahnelemeye devam ediyoruz. Yetişkin oyunlarımızdan biri “Bir Garip Müzikal”. En çok ilgi gören oyunumuz diyebilirim. Birinci Yeni şairlerini; Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat’ı, ayrıca Bella’yı anlatan müzikal bir yapım. Hem hüzünlendiren hem de güldüren, bize dair bir hikâye… Bir diğer oyunumuz ise Franz Kafka’nın “Dönüşüm” eserinden uyarladığımız yapım. Daha çağdaş bir reji anlayışına sahip. Hani hep tartışılır ya,

“Sanat Sanat İçin midir, Halk İçin midir?” diye;işte bu oyun biraz daha “sanat sanat içindir” tarafında duran, daha entelektüel bir iş oldu. Gerçekten düşünsel ve estetik bir arayış içinde olan seyirciler dönüşümden çok tatmin olarak ayrılıyor. “Bir Garip Müzikal” ise daha sıcak, daha bizden, daha duygusal bir anlatı sunuyor. Bramt Performans olarak genellikle Devlet Tiyatrosu binasındaki Koro Salonu’nda sahne alıyoruz. Biletlerimiz Biletinial.com üzerinden satışta ve her ay yeni programlar oluşturuyoruz. Diyarbakır Sizi Seviyor Bundan Eminim Gözlemlediğim Kadarı İle Sevdiğini Bağrına Basar Biz Olur Bizden Olur.Son Olarak Söylemek İstedikleriniz Nelerdir.Zira Toparlanma Vaktidir Kahvede Bitti Saatte Geç Oldu.

Son olarak şunu söylemek isterim: Diyarbakır’ı ve Diyarbakır halkını çok seviyorum. Hem de tahmin edebileceğinizden daha fazla. Üstelik nişanlım da Diyarbakırlı; kendisi bir zamanlar seyircimdi. Diyarbakır’ın ne kadar özel bir şehir olduğunu lütfen unutmayalım ve bunu yeni nesillere de aktaralım. Ben Erzurumluyum, Antalya’da büyüdüm; ama yedi yıldır burada yaşadığım için gönül rahatlığıyla “Ben de Diyarbakırlıyım,” diyebiliyorum. Gelin, güzel Diyarbakır’ımızı cehalet ve yüzeysellikten uzak tutalım; onu özüne, kültürüne ve zenginliğine yakışır bir yere hep birlikte taşıyalım. Entelektüel, kültürlü, anlayışlı ve samimi insanlar olarak bu şehri hak ettiği konuma ulaştıralım. Hep birlikte… Herkese sevgilerimi sunuyorum.

 

Anahtar Kelimeler:
  • 1
    SEVDİM
  • 3
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 1
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Dolandırıcılık Ve Yasa Dışı Bahis Operasyonunda 5 Şahsı TutuklandıÖnceki Haber

Dolandırıcılık Ve Yasa Dışı Bahis Operas...

Yorum Yazın

Reklam 10