© Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansı

‘’Maslow’un Bodrum Katı’’ Çıktı!

Kimdir Haydar Alper Eser? Yanıtı Tek Kelime İle Vermem Gerekirse ‘’Arayandır’’ Diyebilirim. ‘’Bulacak Mıyım Tedirginliği Olmadan Arayandır’’ Diye De Eklemem Gerekir. Ne Arıyorum, Aradığım Şeyin Sonucu Beni Memnun Edecek Mi?

Haber Muhabiri Ali Şeran
Resmi Kaynak Ali Şeran (Özel Haber)

Bulacağım bir şey var mı? Şayet bulursam bulduğumdan korkar mıyım? Bazen bulmamak için arama sürecimizi uzatmıyor muyuz? Her şey, herkes bir noktada muammalaşıyor. Haydar ben, kimleri Alper de diyor. Ağustos 98’de açmışım gözümü. Geçen 23 senede bir şeyler yapmaya çalıştım. Yıllarca ‘’keşke böyle olmasa’’ dediğim konular bir süre sonra ‘’peki neden böyle oldu’’ halini aldı. Nedenler veya müsebbipleri aramaya kalktıkça aktı gitti zaman. Bugün dağılmış bir masanın köşesinde, masadan da beter dağılmış bir zihinle oturup bir şeyler karalıyorum. Karaladıkça aydınlığı bulacağım, biliyorum. Ruh sağlığına dair çalışmak zor, içerik üretmek zor, alınan eğitimleri kültüre entegre etmek ise bence hepsinden zoru. Ki asıl heyecanlandığım nokta da orası. İyi bir ruh sağlığı profesyoneli miyim bu herkesçe tartışılır ancak iyi bir entegrasyoner olduğumu düşünüyorum. Sokağı bilime bilimi de sokağa taşımaya gayret ediyorum.

Akademinik Ne Demek? Akademisyen değilim, bir akademik unvanım yok. Resmiyete göre lisanstan sonra aldığım bir unvan var elbette ancak telefonlarımı ‘’buyurun, terapist hazretleri konuşuyor’’ diye açmıyorum tabii. Eş dost arasında konuşurken ‘’bunları neden taşımıyorsun’’ (üniversiteye) sorusunu çokça duyuyorum. Bunun için yaptıklarım akademik bir çerçeve taşısa da ben onlara akademinik diyorum. Geçenlerde tanıştığım biri bana ‘’hocam siz dışarıdan akademisyensiniz’’ demişti. Misafir gibi, bir süre kalıp gidecekmiş gibi. Meseleye fikren bakmak istiyorum. Velev ki akademisyen saydınız beni. Eksik kalacağım. Taşralı bir akademisyen olacağım. Tabi bu ‘’taşralı’’ tabiri doğum yeri ile mütevellit olmayacak. Fikren taşralı olacağım. Sorunları ve çözümleri ekranlarda, kâğıtlarda, raflarda aramak yerine sokaklarda aramaya koşacağım. Bir kesim bunu bir veri toplama aracı olarak görse de bizler yetişme şartlarından ötürü bunu ‘’yaşamanın ta kendisi’’ olarak yorumlayacağız. Belki de çalışma alanımız dâhilinde intikam alacağız.

İntikam Da Neyin Nesi? Belki biraz pesimist bu yaklaşım. Pesimizm yerine realizmi uygun görenleri de bir süre pesimist kabul edelim. Yaptığımız süreli işler böyle geliyor bana. Sanki daha önceden olan bitenin intikamını almak istiyormuşuz da bunun bir yolunu bulamamışız gibi. Göçe zorlanan birinin göçe dair çalışması, anadili kesilen birinin anadile dair proje geliştirmesi gibi. Belki sadece psikolojik değil de sosyolojik bir yanı da olan konular için geçerlidir bu denilen bilmiyorum. Bu çağda psikolojik veya sosyolojik olan şeyler biraz hızlıca politikleştiği için fatalizmden kaçışın, fatalizmin kendisi olduğuna inanıyorum. Bizler bir dönem bizleri yok eden şeyler ile var oluyoruz. Bir dönem yaşanmaması için uğraştığımız şeyleri bir gün toplum önünde anlatıyoruz. Belki mizah, dil değişimi, mantığa bürüme veya çarpıtma gibi süreçlerden geçiyor ama insanın kendine dair itiraf süreci zaten çokça zorlu geçmiyor mu?

Kendini Kendine İtiraf Etmek Oldukça zor. En çok duygularda ve düşüncelerde belirgin kılıyor kendini. Zihnimizden ya da kalbimizden bir şey geçiyor, sonra aynı zihin veya aynı kalp bunu reddediyor. Bir günaha yeltenmişiz ve ardından tövbe etmişiz gibi bir geçiş bekliyor bizi. Sonra yavaş yavaş kısık seslerle kendine söyleyebiliyorsun bunu. Kendine söylemen davranışlarına da yansıyor tabi. İnsanlar seni kendine söylediklerinden hareketle tanıyor. Dolayısıyla hepimiz soyut görünüyoruz. Zira itiraf edebildiklerimiz kadarız. Peki, devamı ne zaman görülecek? Ben zenofobiyi ilk duyduğumda ‘’yav bu ayni bahan yapılanlar gibidır ha’’ demiştim. Bir süre sonra üstüme yapıştı. Kabul etmem gerek ki üstüme yapışmasını ben istedim. Bir ülkede bazı şeyleri yapmak güzeldir ancak ilk kez yapmak çok daha güzel. Bugün bu alanda çalışmaya devam ediyorum. Önce sunumlar, ardından makaleler ve şimdi de kitaplaştırdığım bir süreç bekliyor herkesi. Kısık sesle bir sır vereyim mi sizlere? İleride derneğini de kuracağım zenofobinin ve beraberinde mücadelesinin. Bu konuda konferanslar düzenlenecek, paneller, sempozyumlar planlanacak. Şimdilik çalışan kişi sayısı oldukça az ancak birileri elini taşın altına koyacak ki taşın altında ne var bilelim. Taşın altında olan şeye dair ürettiğimiz fikirler son bulsun ve taşın üstüne göre yormayalım bazı şeyleri. Kendime dair düşündüğüm itiraf süreci tahminimden daha çetrefilli geçiyor. Sıkılan her yeni kurşun ile kim olduğumuzu anlamaya çalışıyoruz. Son kurşunumuz ise bahsettiğim kitap oldu işte.

Maslow’un Bodrum Katı Evet, belki okunuş olarak isminde bir alaka bulamayacağımız ancak alan çalışanlarının kendini biraz zorlamasından hareketle ‘’vay be’’ dediği bir isimdi bu. Kitap toplamda üç ayrı bölümden oluşan ve size problemin tanımı yanında çözüm önerileri sunan, ileriye dönük okuma/izleme listesi veren bir operasyonel araç aslında. Yöneticiliğe ruh sağlığı gözünden bakmanın soyutluğu, neticede bunun bir yöneticilik süreci olmasının cesareti ile atılacak adımların somutluğu sanıyorum herkesi fikir ve davranış açısından tatmin edecektir. En azından ben edebilsin diye yazım öncesindeki araştırma safhasına bir buçuk yılımı ayırdım. Bir buçuk yıldır dünyada olan yenilikleri de eklemeye çalıştım. Örneğin Maslow’un Bodrum Katı, Metaverse ve Zenofobi gibi iki alanı birleştiren Dünya üzerindeki ilk kitap oldu. Tabi bu sadece kalemim yazıyor mu yoksa yazmıyor mu diye bakmak için kâğıdın kenarına yapılan bir karalama ürünü kadar kıymetli kıymetli gözümde. Kalemin asıl konuştuğu nokta ise yazabildiğini haykırması. Konuşulmayan, konuşulamayan, konuşulmasından utanılan, konuşulması yasaklanan konulara dair kelime üretmesi, değil mi?

Meta Olmamalı Diye Metafor Literatürde ‘’Bodrum Katı’’ diye bir tanım yok. Umuma beş, alan çalışanlarına yedi ve dokuz katlı bir bina çizimi veriliyor. Anlattığımız apartmanı düşündüm. Düşündüm ki kimler yaşar bu ülkede bodrum katlarda? Bodrum katta yaşamanın demografik yapı ile bir ilişkisi var mıdır? Aslında adı kendinden büyük benim için. Çukurda olduğumuzun ve bu henüz birinci basamağa dahi çıkamadığımızın bir kanıtı değil mi bu? Çıkamama sebebimiz ne peki? Doğmak mesela, sadece doğmak mı? Doğmuş olmak bile bazı fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşılamamıza engel olabiliyor. Nerede doğdun, ailen kim, dinin ne, kökenin ne, mezhebin ne, etrafındakiler kimler? Bir süre sonra mantıksız geldi her şey. Mardin’de bir mahalle ötede doğmadığım için bugün adım Albert değil. Kolumdaki Arapça dövmeyi bir mahalle ötede doğmadığım için Süryanice yazmadım. Ülkeyi, şehri, ilçeyi demiyorum dikkat edin. Sadece bir mahalle ile değişebilirdi dünyam. O halde mahalleler arasında dünyaya saygısızlık edecek hakkı nerden buluyoruz içimizde? Batıl inançlar, dogma bilgiler ve nihayetinde sorulan ‘’neden’’ sorusuna alınan ‘’çünkü öyle’’ saçmalığını duyuyoruz. Bu bir ürün olmamalı diye ürünsüzlük üzerinden anlatmak zorundayım bazı şeyleri. İntihar üzerine, taciz üzerine, tecavüz üzerine konuşmak gibi aslında bugün yapılan. İtilmek, dışlanmak, maruz bırakılmak, yok sayılmak ve daha nicesinin tek sebebi neymiş? Doğmak!

Bundan Sonra Ne Olacak? Bayram olacak. Bayramdan sonra birkaç etkinlik yapılır. O etkinliklerle beraber kitabı okuyana teslim ederiz. Alışma sürecini atlatır böylece yazılanlar. Artık bir fikir belirtmek yavaş yavaş yeni fikirleri uyandırmak diye adlandırılır. Umuyorum emanete sahip çıkar akademi, umuyorum karşı köyün halkı düşman olmaz artık bizlere. Umuyorum gırtlağımda patlayan harflerden ötürü küçümser bakışlara maruz kalmam daha fazla. Hepimiz Maslow’un Bodrum Katında yaşıyoruz. Umarım birinci kata çıkmak reva görülür herkese, herkesçe. Biyolojik ihtiyaçlar için varoluşsal sorunlarımızı gidermemiz gerekir diye misafir ediyorum sizleri bodrum katına. Onlar ermesin diye muradına, biz odaklanalım zenofobiye!

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER